Kut’ül Amare Zaferi 100. Yılında

Kutü’l-Amare Zaferi‘nin kazanılışının yüzüncü yılındayız. Yakın tarihimizin Çanakkale’den hemen sonra ama Çanakkale kadar önemli bir zaferi olan Kut, unutulmuş hatta unutturulmuş bir zaferimizdir. Aslında Kut Zaferinin unutturulmasında, Orta Doğu coğrafyasından çekilişimiz, Musul’u, Kerkük’ü, Erbil’i, Süleymaniye’yi daha doğrusu kendi varlık sebebimiz hatta dayanağımız durumunda olan kültür coğrafyamızın unutturulması vardır.

Köklerinden, dal ve kollarından soyutlanan ve sadece Batı Medeniyetini görüp tanıyan bir devlet haline getirilme sürecinin bir parçasıdır bu olay. “Anadolu, çevresi ile bağları budanmış bir dikdörtgen haliyle bulunduğu coğrafyada varlığını nasıl sürdürecek”, sorusuna, “Batı/Hıristiyan Medeniyeti ile bütünleşerek” cevabının verildiği bir anlayışın sonucu olarak Kut unutturulmuştur. Aslında, dört yüz bin sterline, 1926’da Musul petrollerinden yüzde onluk payı satışımız, bu anlayışla çok yakından irtibatlı. Zamanlama itibarıyla farklılar olsa da Musul deyince Misak-ı Millî ile birlikte hop oturup hop kalkan bir millî direniş ruhunun, 1926’dan itibaren küllendirilmesi manidardır. Kut Zaferinin verimlerinin devşirilmemesi; Bağdat’ın, Musul’un hatta Urfa’nın, Antep’in işgali gibi acı bir sonucu getirmiştir. Urfa ve Antep kurtarılırken, 1920 ile 1922 arasında Kaymakam Özdemir Bey kumandasında Musul’u kurtarmak için bölgeye kuvvet gönderen Türkiye’nin, 1922’den sonraki fiziki ve ruhî çekilişinin artık bugün değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kut'ül Amare Zaferi

Kut’ül Amare Zaferi

En zor zamanlarda Musul’u kurtarmak üzere bölgeye kumandan, asker, silah gönderip bölge Müslümanlarını organize ederek, İngilizlere karşı Musul’u kurtarma mücadelesi veren Türkiye’nin, Lozan süreci ile birlikte gönderdiği kumandanı sahipsiz bırakıvermesinin nedeni nedir? Türk Ordusunun bölgeden ayrılmasından sonraki günleri, “Kanlı akar Şattü’l-Arap” diye değerlendiren bölge halkının, Filistin, Arabistan’la birlikte İngiliz emperyalizmine terk edilmesinin anlamı nedir? “Kendi canının derdine düşen Türkiye’nin, artık kendine çizilen sınırlarının dışına bakacak gözü yoktu”, diye iç teselli aramak doğru mudur? Çekiliş düşüncesi, gerçekte bir tükenmişlik sendromu ile birlikte, yeni inanç, medeniyet, değer arayışının doğal bir sonucu mudur?

Kut Zaferinin yıl dönümünde, yakın tarihimizi yeniden anlama; doğrumuzu, yanlışımızı görme çabamızın olması gerekir. Cehenneme çevrilen Orta Doğu; bombardımanlarıyla ateşi artıran Rusya’nın, alevlendirdiği fitne ateşi ile ABD’nin, İsrail ve İngiltere’nin, Fransa’nın değil; İslâm coğrafyasıdır. Ölen ve öldürenin Müslüman olduğu, hizmetin Haçlı koalisyonlarına verildiği bu acılı coğrafyanın, Kut vesilesi ile yeniden değerlendirilmesi herkese görev durumundadır. İstesek de istemesek de Dicle ve Fırat’ın Anadolu’dan beslenerek aktığı o bereketli topraklar, bizi kendisi ile ilgilenmeye zorlamaktadır.

Anadolu olmadan Şattü’l-Arab olabilir mi, artık düşünülmelidir. Diyarıbekir ile Musul’un, bitki örtüsünden içtiği suya varıncaya kadar benzerliği, göz ardı edilebilir mi? 1920’lerde TBMM’ne bağlılık mektupları yazan Iraklı Müslümanların sesinin, Kerkük ağıtlarının unutulması mümkün müdür? Amerika’yı, Avrupalı devletlerin müdahalelerinden uzak tutmak için, “Amerika Amerikalılarındır” düşüncesini doktrin haline getirip iç oluşumu sağlamaya çalışan ABD’liler gibi; dış müdahaleci emperyalist güçler karşısında Orta Doğuluların da kendi doktrinlerini artık geliştirmeleri gerekmektedir? Enerji kaynaklarına odaklanan güçlerin, asla insani endişe gözetmeden, adalet nedir hatıra getirmeden kışkırttıkları kirli çatışmalar, silahlandırılan örgütler ve azdırılan terör hareketleri ile yüz yıl öncesi gibi yeniden istedikleri gibi bölgeye kan, ateş üstünden düzen verme çabalarının artık geri tepmesi gerekmektedir. Terör örgütü ileri gelenlerinin, ABD ve Rusya yanlısı açıklamaları, emperyalistlerin silah ve planları doğrultusunda vahşi eylemleri gerçekleştirmeleri, artık terörün Haçlı maşası olduğu gerçeğini, zihinlere işlemesi gerekmektedir. Onun için silahlı terör örgütlerinin savunur gözüktüğü kesimler, aslında Haçlıların istismar araçları olarak seçildiklerinin farkına varmak, yeniden kendi değerlerine, kardeşlerine dönmek durumundadırlar. Çünkü Kut Zaferi de, Çanakkale gibi, Haçlılara karşı birlikte kazanılmıştı. Mehmetçik ile bölge insanından oluşturulan Arap taburları, Kürt silahlı birlikleri, Kut’ta Çanakkale’ye benzer bir zaferi tarihe yazdırdılar. Burada, yüz yıl öncesinin Irak Cephesi çerçevesinde Kut Zaferi ve ardından gelen gelişmeler üzerinde durulacaktır. Başta Kut Zaferinin komutanı olan Halil Paşa’nın Hatıraları olmak üzere, Kut’ta esir edilen İngiliz komutanı Charles V. F. Townshend’ın (1861-1924), tarih meraklıları ve harbiye öğrencileri için genişçe kaleme aldığı ayrıntılı hatıraları, Başbakanlık Osmanlı Arşivi belgeleri , Milli Kütüphane’den temin edilen dokümanlar, telif eserler değerlendirilmeye gayret edilmiştir.

Caner ARABACI
Konya Üniversitesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Site İçi Arama
Reklam
Reklam

Kut'ül Amare Asla Unutulmayacak! - www.kutulamare.gen.tr