Irak Cephesi Niçin Açıldı?

05 Oca 18 Genel

Irak Cephesi, bin yıldır süren devasa çatışma görülmeden doğru anlaşılamaz. Osmanlı Devleti’nin Avrupa ile ilişkileri, Selçuklularla başlayan Türk tarihinin genel seyri içinde ana karakterini koruyarak devam eder. Ama bu seyrin bazı dönemlerinde iniş-çıkış ve zikzaklar vardır. Uzun süre Osmanlı-Avrupa devletlerinin ilişkileri, hasım cepheler halindedir. Tanzimat’tan sonra, Osmanlı elit zümresinin Batı Medeniyetine yakın tavırları üzerine, genel hasımane ilişkiler, klasik karakterini değiştirmiştir. Artık Avrupa, cepheden taarruz yerine, Osmanlı elit zümresini elde ederek içteki maşaları aracılığı ile “Devlet-i Âliye’yi” çekip çevirmeyi düşünür. Bu gelişme, Tanzimat, Islahat ve Meşrutiyetler dönemlerinde Hristiyan Medeniyetini benimseyen, hatta bağlılık duyguları geliştiren okumuş zümrenin katkılarıyla, Avrupa lehine bir hayli mesafe alır.

Tabi yeni gelişmeler, daha doğrusu Avrupa’nın yeni sömürgecilik stratejileri doğrultusunda, bazı Hristiyan devletler, Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma, hatta Islahat Fermanı sonrası itibarıyla Osmanlı’yı Avrupa birliğinin bir parçası gibi görme eğilimini ortaya korlar. Bunların başında İngiltere gelmektedir. İngiltere’nin Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma meyli, aslında Rusya’nın sıcak denizlere doğru yayılmasına, dolayısıyla İngiliz sömürge imparatorluğuna rakip çıkmasına karşı bir tedbirdir. Fakat Doksanüç Harbi adıyla anılan 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbi’nde artık dengeler değişmiştir.

Osmanlı toprak bütünlüğünü koruma sözü bırakılır. Yeryüzünde, sömürgeleştirilememiş Türk ve İslam diyarı olarak sadece Osmanlı Devleti toprakları kalmıştır. Ama Osmanlı bedeni üzerinde, bir hayli ameliyat yapılmış bulunmaktadır. Cezayir 1830- Tunus 1870’te Fransa’nın; Kıbrıs 1878-Mısır 1882’de İngiltere’nin sömürgesi haline getirilmiştir. Dengelerin değişmesiyle Avrupa, Osmanlı bütünlüğünün parçası olan farklı dil ve dindeki toplumları ayrıştırma faaliyetlerini artırmıştır. Artık “Hasta Adam” telkini o kadar işlenir ki, Osmanlı okumuşları da bu aşağılık söylemi benimser hale gelirler.

Hiçbir canlı organizmanın, hasımlarına teslim olma gibi peşin yenilgiyi, canlılık/varlık sebebine uygun bulmadığı bir aşağılık kompleksi; zihin dünyası iğdiş edilmiş Osmanlı okumuşlarında revaç bulur. “1908 Reval buluşması”, sadece “İngiliz-Rus rekabetinin bir şekle bağlanarak Osmanlı Devleti üstünde, bir görüş birliğine varıldığını” göstermez (Aydemir, 1995, 504). Durum aynı zamanda iç tükenişini gizleyemez hale gelen okumuş kesimle, dış saldırganların millete rağmen ittifakının da göstergesi durumundadır. Artık İngiltere, Osmanlı Devleti’ne karşı peşin hükümlüdür. Onun için ittifak tekliflerini geri çevirmiştir. Çünkü parçalamanın yolu, savaşmaktan geçmektedir. Orta Doğu enerji (petrol) yataklarına hâkim olmak, vaat edilmiş (mukaddes) toprakların ele geçirilmesi, küresel ticaret güzergâhlarının kesiştiği Orta Doğu coğrafyasının ele geçirilmesini hedeflemektedir. Bu hedefler doğrultusunda bağlantılar kurmuştur. İşin fikri alt yapısı da oluşturulmuştur. Mesela Afrika elmas, altın madenlerinden yüklü bir servete sahip olan İngiliz siyasetçi Cecile Rhodes (Sesil Rod, ö. 1902), bütün servetini Arz-ı Mev’ud, Filistin ve Mezopotamya’nın İngiltere tarafından işgal edilmesi için bağışlamıştır. Vasiyeti, belirtilen yerlerin işgalidir. Bu doğrultuda Oxford Üniversitesinde, masraflarını karşılayarak gençler yetiştirilmesini sağlamıştır (Çulcu, 2007, 9, 54-55).

Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki İngiliz üst düzey yönetimi, Osmanlı birliğindeki İslâm coğrafyasının parçalanmasına odaklanmıştır . Her vesile, odaklanılan hedefin aracısıdır. Onun için Irak Cephesi, Osmanlı Devleti, henüz fiilen Birinci Dünya Harbi’ne girmeden önce açılmıştır. 1914 Ekimi başında Poona Tümeninin 16. Piyade Tugayı, “Bombay’dan gizlice Basra Körfezi’ne sevk” edilir. “Tugayın görevi, petrol işlerinin güvenliği için körfezdeki Abadan adasının ve mümkün olursa Basra limanının işgali”dir. İngiltere, 5 Kasım 1914’te Osmanlı Devleti’ne savaş ilan ettikten sonra tugayın geri kalanları ile birlikte bir tümen kuvvetinde yaklaşık 15 bin savaşçı gönderilir (Townshend, 2007, 53). Böylece savaş öncesinden hazırlıklarını tamamlamış bulunan İngiltere, işgale girişmiştir bile. İngilizler, bundan sonra “Mezopotamya Seferi” dedikleri cepheyi büyütürler. Kuvvetlerini 15 Ekim 1914’te Bahreyn’e, 21 Kasım 1914’te Basra Körfezi’ndeki Fav Yarımadası’na çıkartıp işgali genişletirler. Piyadeleri Hindistan’ın Bombay şehrinden, topçular Karaçi’den gemilere bindirilen İngiliz ve Hintli birlikleri, 3 Kasım 1914’te Fav önlerindedir (Çulcu, 2007, 11).

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Site İçi Arama
Reklam
Reklam

Kut'ül Amare Asla Unutulmayacak! - www.kutulamare.gen.tr