yazıları


Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi (Son)

Selmanpak Muharebesi’nden sonra Irak ve Havalisi Komutanlığı yeni bir düzenlemeye tabi tutularak Kafkas cephesinden tümenlerin katılımıyla 18. Kolordu kurulmuş; bir süre sonra da Irak cephesinde yeni birliklerin katılımıyla 18. ve 13. Kolordulardan oluşan VI. Ordu Komutanlığı teşkil edilmiştir.

Kasım 1914 sonlarında Belçika Genel Valiliği görevinden alınan Colmar Von der Goltz (Golç), İstanbul’daki Alman elçisi Wangenhaim ve Alman Askerî Islah Heyeti başkanı Liman von Sanders’in teklifi ve Alman Genelkurmayının onayıyla İstanbul’a gönderilmiştir.

Goltz (Golç Paşa)

Goltz (Golç Paşa)

Enver Paşa, Irak ve İran cephelerindeki gelişmeleri dikkate alarak yeni teşkil edilen 6. Ordu Komutanlığına Almanlarla yapılan askerî ittifak antlaşması gereği Goltz (Golç Paşa)‘un tayinine 14 Ekim 1915 tarihli yazıyla onay vermiştir. İstanbul’dan hareket eden Goltz, önce Musul’a varmış, 16 Kasım 1915’de buradan hareketle Bağdat’a gitmiştir. Goltz Paşa 7 Aralık 1915’de 6. Ordu Komutanlığı görevini devr almıştır.

Teşkil edilen bu ordunun hedefi Irak coğrafyasındaki İngiliz işgal faaliyetine durdurmak, Irak, İran ve Basra körfezi havalisinden İngilizleri söküp atmak, hatta -Goltz’un hayallerine göre- Hindistan’a kadar giderek İngilizlere en büyük darbeyi vurmaktır. Goltz’a verilen görev oldukça ağır ve emrindeki birlikler de karmaşık (seferî kuvvet, aşiret birlikleri, Alman müfrezeleri, gönüllüler) bir yapıya sahipti. Muhayyel plana göre Goltz, ayrıca İran’ın kuzeyinden ilerleyen Ruslarla güneyinden giren İngilizleri durduracak, bu ülkelere karşı İran halkını ayaklandıracak, İran-Irak’ta mevcut askeri kuvvetleri bir araya getirmek suretiyle bir İran ordusu da kuracaktı. Henüz Berlin-İstanbul bağlantısının dahi kurulmadığı bir dönemde Almanların göndereceği yardım vaatleri dikkate alınarak hazırlanan bu muhayyel planın uygulanması gerçeklerle pek uyuşmasa da o dönem askeri bürokratlarına hoş görünüyordu.

Bundan sonraki belgelerde Irak ve Havalisi Genel Komutanlığı, Irak Ordusu adıyla anılmaya başlanmıştır. Goltz göreve başladıktan bir süre sonra gönderdiği telgrafında kendisine verilen görevin başarılmasının çok masrafa, külfete mal olacağını, daha fazla Alman birliklerine ihtiyaç duyulacağını belirterek başarı şansının zorluğunu dile getirmiştir. Goltz’un uyarılarını dikkate alan Alman İmparatoru da 21 Aralık 1915 tarihli beyanatında, Alman birliklerinin desteği sağlanmadan ne Irak’ta, ne de İran’da umulan başarılar elde edilmesinin mümkün olamayacağını belirtmiştir.

Almanların muhayyel planlarının aksine, Irak coğrafyasını yakından tanıyan ve gerçeklerle yüz yüze kalarak İngilizlerle cephenin tozu dumanı içinde mücadele eden Türk komuta heyetinin fikirleri son derece farklıdır. Nitekim Irak ve Havalisi Komutanı Albay Nurettin, 6. Ordu komutanlığına -belki tecrübesi tartışılmaz ancak yaşı ilerlemiş olan- 72 yaşındaki Goltz Paşa’nın, atanmasını hoş karşılamamış; Enver Paşa’ya hitaben yazdığı telgrafında sitemlerini şöyle dile getirmiştir: “Buraya morali çökmüş, ümidini yitirmiş bir birliği karşımda bularak geldim. Aşiretlere büyük paralar harcamış ve büyük ümitler bağlanmıştı. Oysa onlar her fırsatta Türk ordusunu soyuyorlardı. Irak’ta 20.000’den çok asker kaçağı vardı. Düşmanla açık veya gizli iş birliği yapan asi ruhlu bir halk kitlesi vardı… Bunlara karşılık yirmi beş yıldır her türlü araç ve gereçle donatılmış Irak içlerine kadar sızmış mağrur düşman vardı. İşte her şeyi elinden alınmış, Araplar tarafından soyulmuş, millî duygularını dahi kaybetmiş subaylardan ve askerlerden kurduğum teşkilatla altı aydır mücadele ediyorum. Selmanpak’a çekilme tabiidir, bunu sizin takdirinize bırakıyorum. Goltz Paşa’nın bana ilettiği teklifi kabul etmememin sebebi şahsi değil, millî olduğunu arz ederim.”

Goltz Paşa hatıratında; 6. Ordu Komutanlığı görevine getirildikten sonra İngiltere’yi can evinden vurmak amacıyla Hindistan’a bir sefer düzenlenmesinden bahsederken, bunu 72 yaşında ordu komutanlığı görevine getirilmiş biri olarak başarıp başaramayacağını bilmediğini ancak İngilizleri tedirgin etmek için elinden geleni yapacağını ifade ederken aslında pek de umutlu olmadığını ima etmek istemiştir. Goltz Paşa’nın Bağdat’a gelmesi epey zaman almış; ancak bölgedeki iklime bünyesi dayanamadığından hastalanmış yakalandığı tifüs ölümüne sebep olmuştur.

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 1

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 2

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 3

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 4

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 5

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 6

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 6

General Townshend komutasındaki İngiliz birlikleri 21 Kasım günü Türk birliklerine karşı taciz ateşi açarak muharebeyi başlattılar. Ertesi günü (22 Kasım 1915) Townshend bütün kuvvetiyle Türk birliklerinin bulunduğu Selmanpak’a doğru taarruza geçti.

İngilizler; iki kolla cepheden, iki kolla da kuzeyden kuşatıcı şekilde taarruzu başlatmışlardı. Bu sırada her iki orduya ait birlikler birbirine girmiş, muharebenin şiddetinden olsa gerek aslında her iki tarafta panik havası baş göstermiştir. Muharebe sahası ve özellikle de cephe hattındaki gelişmeleri yakından takip eden Albay Halil’in, bu sırada İngilizlerin Türklerden daha zor durumda olduklarının fark ederek taarruza devam edilmesi yönündeki fikrine uyularak Türk ordusu tarafından takip harekatına girişilmiştir.

General Townshend

General Townshend

51. Türk Tümeninin 23 Kasım’da kuzeyden yaptığı şiddetli bir karşı taarruz üzerine İngilizler püskürtülerek büyük bir yenilgiye uğratılmış; üstelik 4.593 kişi zayiat vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Selmanpak Muharebesinin birinci günü General Townshend hatıra defterine: “Avrupa’da hiçbir asker yoktur ki -bu ifademin altını çiziyorum- savunmada Türklerle kıyaslanabilsin. Almanların savunmada gayet iyi olduğu farz ediliyor. Fakat siperlerde bulunduğu zaman onlar Türklerle kıyaslanamazlar. Buna verebileceğim bir örnek Gelibolu’dur. Orada, bizim gemi ateşlerimizle birçok kayba uğrayan kıtalar, eğer Alman olsaydı yerlerinde kalamazlar ve hemen Türklerle değiştirilirlerdi. Halbuki Türkler bütün savaş boyunca yerlerinde kaldılar” notlarını yazarken, muharebedeki gelişmelerden sonra talihsizliğinin cezasını çektiğini ifade etmiştir.

23-24 Kasım günleri cereyan eden muharebelerde her iki taraf büyük kayıplar vermiş; İngilizler Türklerin cephe hattındaki metaneti ve devam eden taarruzları karşısında tutunamayacaklarını anlayınca geri çekilme kararını almışlardır. Nitekim General Townshend, 25 Kasım günü birliklerine daha fazla yıpranmadan geri çekilme emrini vermiştir. Bundan sonra Türk birlikleri; kısa süreli bir hazırlık ve toparlanmayı müteakip, 28 Kasım 1915’de İngilizleri takibe koyuldu. Türk kuvvetlerinin bu amansız takibinden kurtulmak için güneye doğru kaçan İngiliz kuvvetleri, Delabiha’dan itibaren 58 km yürütülerek 2 Aralık sabahı Şadiye’ye varmışlar, oradan hızla yollarına devam edip 3 Aralık 1915 sabahı, Selmanpak’a yaklaşık 130 km. kadar uzaklıkta bulunan Kutü’-l-Amare’ye sığınmışlardır. General Townshend’in Kutü’l-Amare’ye çekilmesini başarılı bir geri çekilme harekatı olarak gören General Nixon, Townshend’e gönderdiği emirde savunmada da bu üstün ruhu sergileyeceklerine inandığını ifade etmiştir.

Türklerin Selmanpak savaşı sırasında gösterdikleri olağanüstü kahramanlıkları, esir edilen İngiliz askerlerine karşı sergiledikleri insanca davranışları İngilizler arasında efsane gibi anlatılmıştır. 7 Şubat 1916 tarihli İngiliz “The Daily Telegraph” gazetesinde, Selmanpak muharebesinde yaralanan bir İngiliz subayının “Türk İnsaniyeti” başlıklı makalesi yayınlanmış, bu yazı askerî belgelere de yansımıştır. İngiliz subayı, yazısında Türk askerine dolayısıyla onun şahsiyetleştirilmiş temsilcisi “Mehmetçik”e has olan insaniyetten bahsederken şu açıklamalarda bulunmuştur:

“Türkler Selmanpak’tan sonra yaptıkları bir hareketle kendilerini tanımamı sağladılar. 300 yaralı ve biraz da tıbbi ilaç ile askeri doktorun bulunduğu büyük bir sandal, çamura saplanmış olduğundan dolayı terk edilmişti. Türkler bu sandalı kurtararak ve beyaz bir bayrakla nehirden aşağı sevk ederek İngiliz karargahına kadar zararsız ve hatta askeri doktorları bile esir almaksızın teslim ettiler.

Türkler, iki yaralı İngiliz subayının yalnız revolverlerini, kuşaklarını, evraklarını, dürbünlerini aldılar, bir kötülük yapmadılar. İhtiyaçları olan su ve saireyi vererek dinlenmelerini sağladılar. Ertesi sabah, bizim askerimizin bulunduğu mevkiye gitmek üzere salıverdiler. Bizim yaralı askerlerimize her türlü mezalimi yaparak çok kötü muamele edenler, yalnız Araplardır.”

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 1

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 2

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 3

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 4

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 5

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi Son

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 5

İngiliz ordusu, Türk birliklerinin bölgeden geri çekilmesinden sonra, 29 Eylül 1915 günü Kutü’l-Amare’yi işgal edebildiler. Kutü’l-Amare’nin işgaliyle birlikte İngilizler Basra vilayetinin ve güneydeki su yollarının tamamına yakınını kontrol altına almış oldular.

Townshend bundan sonraki nihai hedef olarak Bağdat’ı gördüğünü ancak birliklerinin de fazla yıpranmaması için şimdilik işgal edilen mıntıkanın kuvvetlendirilmesinden yana olduğunu üst komutanlığa bildirerek verilecek emri beklemiştir.

İngilizlerin bu baskın tarzındaki taarruzları karşısında 35. ve 38. Piyade Tümenleri oyalama muharebeleri yaparak daha da kuzeye çekildiler. Türk birliklerinin Kutü’l-Amare’yi boşalttıktan sonraki teşebbüsü aslında kuzey yönünde ve yaklaşık 150 km’lik bir geri çekilmeydi. O günün koşullarına göre oldukça güç olan bu geri çekilme harekatını başaran Türk kuvvetleri, sağ kanadı Dicle dirseğine dayalı olan (Bağdat’a 32 km mesafede bulanan) Selmanpak mevziini tuttular. Selmanpak, Müslümanlar için kutsal bir mekandı, çünkü sahabeden Selman-ı Farisî’nin mezarı buradaydı. Ordularındaki Hint Müslümanlarından çekinen İngilizler yazılı ve sözlü emirlerinde askerlerin etkilenmesinden çekindiklerinden dolayı buraya antik Helenistik çağdaki “Ctesiphon” adını vermişlerdi.

Bu sırada Türk kuvvetleri Kafkas ve Suriye cephesinden gönderilen birliklerle takviye edildi. Irak ve Havalisi Komutanlığının kuvveti şimdi kadrolarında büyük eksikliklere rağmen dört piyade tümeni, bir süvari tugayı, iki aşiret tugayına çıkmıştı. Dolgun mevcutlu dört piyade ve bir süvari tugayından oluşan İngiliz kuvvetlerinin sayısı ise General Townshend’in hatıratında belirttiğine göre 14.000 savaşçıdan ibarettir.

Halil Kut Paşa

Halil Kut Paşa

Irak Cephesinde bu gelişmeler olurken Irak ve İran cephesi için teşkil edilmiş olan 1. ve 5. Seferî Kuvvetler, yeniden düzenlenerek 18. Kolordu teşkil edilmiş ve bahse konu tümenler de 51. ve 52. Tümen adıyla bu teşkilatta yer almıştır. 18. Kolordunun başına Enver Paşa’nın kendisinden bir yaş küçük amcası Albay Halil Bey (Halil Kut Paşa) atanmıştır. Enver Paşa kolorduya 4 Ekim 1915’de Irak ya da İran’da muhtemel bir askeri harekat için Bağdat’a intikal emrini vermiştir. Burada ayrıntı olarak vermek gerekirse, 5. Seferî Kuvvet, 3. Ordu Komutanlığının 24 Ekim 1915 tarihli emriyle Irak cephesine görevlendirilmiş; bu defa isim değişikliği ile yani 52. Tümen adıyla Yarbay Bekir Sami Bey komutasında 27 Ekim 1915 tarihinde Hınıs-Muş üzerinden yaya olarak Irak’taki yeni görev yerine hareket etmiştir.

52. Tümenin kurmay başkanı ise Yüzbaşı Rahmi (Apak) Bey’dir. Erzurum-Diyarbakır yolu yaklaşık 350 km olup tümenin bu yolu bütün birlikleriyle beraber kat etmesi ancak 50 yürüyüş günü süreceği, Diyarbakır’dan Musul’a yaya yüründükten sonra Dicle nehrinden keleklerle 23 günlük bir yolculuk yapılacağı ve toplam 73 günlük bir yolculuğun ardından tümenin Bağdat’a varabileceği hesaplanmıştır. Ancak 52. Tümen hesaplanandan daha hızlı hareket etmiştir.

Tümene bağlık birlikler 17 Kasım’da Cizre’ye, 22 Kasım’da Musul’a, 3 Aralık’ta da Bağdat’a ulaşmış ve 37 günlük yorucu bir yolculuğun sonunda Irak ve Havalisi Komutanlığının emrine girmişlerdir. Irak ve Havalisi Komutanlığına ait 16 Aralık 1915 tarihli kuvve cetvelinde 52. Tümen’in personel olarak 183 subay, 6442 ere sahip olduğu, 4606 tüfeğinin olduğu, 6 adet topunun da yolda olduğu, toplam 1389 yük hayvanı bulunduğu belirtilmektedir. Irak Cephesine ulaşan Albay Halil Bey, Irak ve Havalisi Komutanı Albay Nurettin Bey’le cepheyi teftiş etti. Albay Halil Bey komuta ettiği kuvvetlerle kendisinden daha kıdemli olan Albay Nurettin Bey’in emir komutasına bağlandı.

Nureddin Bey

Nureddin Bey

Irak ve Havalisi Komutanlığı gelen takviye birlikleriyle birlikte 19 makineli tüfek, 52 top ve 20.000 kişiye yaklaşan bir kuvvet ve ayrıca 400 kişilik bir süvari birliğiyle İngilizlerle kader muharebesine girişecekti. İngilizler, Türk ordusuna gelen bu yeni takviye kuvvetlerden habersizce hazırlıklarını sürdürmüşlerdir. Bu defa Türkler, -Townshend hatıratında eşit sayıda askere sahip olduğunu belirtmesine rağmen sayıca İngiliz ordusunun üzerinde bir personel gücüne kavuşmuşlardı. Albay Nurettin Bey, gelen bu yeni kuvvetlere güvenmekle birlikte birliklerinin o güne kadar gösterdikleri kötü savaş deneyimlerinden dolayı da endişeli idi. Bu sırada İngiliz istihbaratı da binlerce savaşçı ere sahip olan Anize ve Şammar aşiretlerinin Türklerin safında yer aldıklarını tespit ederek, İngiliz karargahını uyarmıştır.

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 1

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 2

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 3

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 4

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 6

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi Son

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 4

General Townshend da hatıratında Kut’ül Amare’yi ele geçirip Nasıriye hattından ilerledikten sonraki süreçte hummaya (sıtma) yakalandığını ve tedavi için Hindistan’a gitmek zorunda kaldığını belirtir ve Ağustos ortasında ancak Irak cephesine dönebildiğini ifade eder.

Bu arada Irak’ın özellikle Şiilerin çoğunlukta olduğu Necef ve Kerbela’da İngiliz propagandasının etkisiyle Osmanlı idaresine karşı yer yer ayaklanmalar başlamıştır. İngilizler burada işi şansa bırakmamışlar, halka yüklü miktarlarda paralar dağıtarak Türk idaresine karşı kışkırtmışlardır. İngilizlerin kışkırtmasıyla başlayan bu ayaklanmalar Irak ve Havalisi Genel Komutanlığınca tasarlanan askeri harekatı olumsuz yönde etkilemiştir.

2 Temmuz 1915 tarihinde yeniden ileri harekata geçen İngilizler, Nasıriye’de Türk ordusuna ağır kayıp verdirdiler. Ağustos ve Eylül ayları her iki tarafın birbirlerine küçük çaplı tacizlerde bulundukları bir dönemi içinde barındırır. Bu dönemde her iki taraf karşılıklı istihbarat toplayarak hasım tarafın kuvvetini tespit etmeye çalışmıştır. Nitekim Townshend hatıratında Nurettin Bey’in 6 nehir gemisi, 3 motorbot ve 30 kadar topa sahip olduğu yönünde bilgi edindiğini ancak yine de ne kadar kuvvetinin olduğu konusunda net bir tahminde bulunamadığını belirtmektedir. İngilizler bu sırada hava keşiflerine önem vererek Türk tarafının faaliyetlerini daha belirgin bir şekilde tespit etmeye çalışmışlardır. Ancak bu keşifler sırasında İngilizlerin uçakları taciz ateşiyle Türk siperlerine yaklaşması men edilmiş; hatta bir İngiliz uçağı da Türk tarafına inmeye mecbur bırakılmıştır.

Irak ve Havalisi Genel Komutanı Albay Nurettin Bey, kalabalık İngiliz ordusu karşısında daha fazla yıpratmadan birlikleri taktik geri çekilme planıyla kuzeye çekmeye karar verdi. 26 Eylül 1915’de General Townshend, -kuzeye giderken nehrin sağında kalan- Kutü’l-amare’ye hücum pozisyonu alarak harekete geçmiş; 27 Eylül günü İngilizler taarruza başlamıştır. Türk birlikleri ileri harekete geçen İngilizler karşısında fazla kayıp vermeden Kutü’l-Amare’yi boşaltıp daha da kuzeye çekilmeyi uygun buldular.

Nurettin Bey İngilizlerin Kutü’lAmare’yi bir çembere alarak Türk birliklerini kuşatıp imha etme planını suya düşürmüş, şehri iki gün evvel İngilizlere de sezdirmeden boşaltmıştır. Nitekim o, 28 Eylül 1915’de emrindeki Türk kuvvetlerine kuzeye doğru taktik geri çekilme emri vermiştir. General Townshend çekilmekte olan Türk kuvvetlerini takip etmiş, 5 Ekim tarihinde Kutü’l-Amare’nin 100 km kuzeyindeki Aziziye’ye (Bağdat’a 80 km) ulaşmıştır.

Townshend aslında Kutü’l-Amare muharebesinden sonra düzenli bir şekilde taktik geri çekilme planını uygulayan Albay Nurettin Bey emrindeki Türk birliklerini takip ederek tamamen imha etmeyi planlamıştı. Ancak İngiliz komutan hiç bir zaman aradığı fırsatı bulamadı. Albay Nurettin Bey yaptığı yeni plana göre, Aziziye ile Bağdat arasındaki Selmanpak’ta birliklerini konuşlandırdıktan sonra İngiliz ordusuna son darbeyi indirmek düşüncesinde idi. Nitekim hasmı Townshend da bu ihtimalden bahsederek şimdilik daha fazla ilerlemeyi uygun bulmadığını ancak General Nixon’un zayıf kuvvetlerle de olsa kendisini Bağdat’a taarruz ettireceğine kanaat getirdiğini, bu durumun ise İngiliz ordusu için bir felaket olacağını yazmaktadır.

İngilizlerin Kutü’l-Amare’den kuzeye doğru başlattıkları askeri harekatta çok az zayiat vermişlerken, Türklerin kaybı 4.000 personel ve 14 toptur. Netice itibariyle Birinci Kut muharebesi İngilizlerin başarısıyla sonuçlanmıştır.

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 1

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 2

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 3

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 5

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 6

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi Son

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 3

İngiltere’nin büyük ümitler bağladığı Irak Seferi, Hindistan’daki İngiliz karargahı tarafından yönetilip yönlendirilmekteydi. Irak’taki İngiliz seferî kuvvetlerinde görevli General Barret sağlık nedeniyle Nisan 1915’te görevden ayrılmıştır.

Öteden beri Irak’ta kendisine bir görev verilmesini arzulayan General Sir Charles Vere Ferrers Townshend bu sırada Irak’taki 6. Tümen Komutanlığına atanmıştır. Londra’daki İngiliz yönetimi ve askerî erkânı Irak konusunda temkinli hareket ederken, Hindistan’daki İngiliz karargahı o kadar da temkinli değildi. Aslında İngiliz yetkililer, Türkler karşısında Çanakkale deniz savaşında düştükleri kötü duruma Irak Cephesinde de düşmek istemiyorlardı. Bu bakımdan endişeli, bu yüzden temkinliydiler. O sırada Hindistan Pencap’ta Ravalpindi tümen komutanı bulunan Tümgeneral Charles Townshend 18-19 Nisan 1915 gecesi yola çıkarak Karaçi üzerinden Hind Buharlı Gemicilik Şirketinin Dwarka adlı vapuruyla hareket edip beş günlük yolculuktan sonra Basra’ya ulaşmıştır. 23 Nisan 1915 sabahı günün ilk ışıklarıyla Fav’a, öğlene doğru da Şattü’l-Arab’ın denize döküldüğü yerden yaklaşık 100 km. kuzeyde bulunan Basra’ya gelip görevi devralmıştır.

Bağdat’a 19 Mayıs 1915’te ulaşan yeni Irak ve Havalisi Genel Komutanı Albay Nurettin ilk iş olarak Kurna kuzeyi ile Nasıriye istikametinde çekilen birlikleri tertipleyerek burada bir savunma hattı oluşturmaya gayret etmiştir. Ancak Şuayyibe Muharebesinde yaşanan bu ağır yenilginin yarattığı psikolojik baskıya boyun eğen Türk birliklerinin düzensizliği İngilizlerin Dicle ve Fırat cephesinde ilerleyebilmeleri için çok elverişli bir ortam yaratmıştır.

İngilizlerin Kut’ül Amare’yi İşgal Etmeleri

Muharebeden sonra dağınık bir şekilde Nasıriye istikametinde çekilen Türk Kuvvetlerine karşı hazırlıklarını tamamlayan İngilizler; General Townshend komutasındaki 6. Piyade Tümenleri ile 31 Mayıs 1915’te Kurna’nın kuzey istikametinde taarruza geçince burada İkinci Rot muharebesi yapıldı; ancak Türk birlikleri üstün İngiliz kuvvetleri karşısında tutunamadılar. Bu muharebede Arap aşiretlerinin olumsuz tavırları da eklenince Türk birlikleri bölgeden çekilmek zorunda kalmıştır. Nitekim bu sırada Ammare Komutanı ve Mutasarrıfı aralarında konuşarak İngilizlere teslim olmaya karar vermişler, bunun üzerine İngilizler 03 Haziran 1915’de Ammare’yi işgal etmişlerdir.

İngiliz birlikleri bu bölgedeki ilerlemelerine bağlı olarak 12. Piyade Tümeni ile Fırat cephesinde 13 Temmuz 1915’te taarruza başlayarak Nasıriye’yi ele geçirdiler. Türk Kuvvetleri ise bu taarruzlar karşısında tutunamayarak Kutü’l-Amare bölgesine çekilerek bu bölgede savunmak için tahkimat faaliyetlerine başladılar. Nasıriye’de savaşı hakkında Osmanlı Mebusan Meclisinde Divaniye mebusu Mehmet Tevfik tarafından konu hakkında izahat verilirken, Müntefik aşiretinin ve Uceymi Sadun Paşa’nın Türklerin yanında yer aldığı ve pek çok kayıplar verdiği ifade edilmiştir.

Bu sırada bir kısım Arap aşiretlerinin ihanetine engel olmak üzere Irak ve Havalisi Komutanlığı sert tedbirlere başvurmuş; Basra’nın İngilizlerce işgaline içten destek verdikleri, ayrıca Basra kumandanı Ferid ile Müntefik mutasarrıfı Bedir Nuri’nin öldürülmesine sebep oldukları gerekçesiyle yargılanan Basralı Seyit Talip ile Sait Efendi 45 yıl kürek cezasına çarptırılmıştır. İngilizlerle iş birliği yapanlara engel olmak amacıyla gerçekleştirilen bu tahkikat ve yargılamaların amacı bölgedeki Arap aşiretlerine gözdağı vermek içindi.

Kut’ül Amare’de Açlık, Kıtlık ve Salgın Hastalıklar

Irak cephesinde muharebeler olanca şiddetiyle devam ederken, savaşın yarattığı olumsuz etkilere açlık, kıtlık ve salgın hastalıklar da eklenmişti. Irak havalisinden Dahiliye Nezaretine gönderilen telgraflarda aylardır süren kolera, veba ve tifüs hastalığından pek çok insanın öldüğü; halkın temizliğe dikkat etmediğinden ölü sayısının her geçen gün arttığı bildirilmiştir.

Sıhhiye Nezaretine bağlı doktorlar tarafından ölümlerle ilgili tıbbî teşhiste bulunma girişimlerine ailelerin izin vermedikleri ifade edilmektedir. Dahiliye Nezareti, ölümlerin gizlenmemesi gerektiğini mülki amirlere ihtar ederken, Sıhhiye Nezaretince tedbir alınmazsa daha da geniş alanlara hastalıkların yayılma ihtimalini dile getirilmiştir. Irak cephesinde yer alan iki nehrin arasındaki geniş bataklıklar özellikle sıtma hastalığı, kirli sular da koleranın tetikleyicisi olmuştur. Gıdasızlıktan dolayı zayıf düşmüş olan yöre halkı kadar askerler arasında bu hastalıkların yaygın olduğu bir gerçektir. Dönemle ilgili belgelere bakıldığında 1914-1918 yıllarında hasta olup tedavi amaçlı olarak hastaneye gelen 218.826 askerin 34.133’ü; yaralandıktan sonra tedavi edilmek üzere gelen 41.897 askerin 2.926’ı hayatını kaybetmiştir. Osmanlı ordusuna ait hastane kayıtlarına göre hastalıktan ölenlerin sayısı 330.796 kişi iken salgın hastalıklardan dolayı kaybedilenlerin sayısı ise 388.000 kişi olarak verilmektedir.

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 1

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 2

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 4

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 5

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 6

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi Son

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 2

Teşkilat-ı Mahsusa’nın meşhur “Osmancık Taburu”nun da savaştığı bu muharebelerde Süleyman Askeri Bey, ayağından yaralanmasına rağmen muharebe meydanından ayrılmamıştır.

1915 yılı Ocak ayından Mart ayına kadar takip eden aylar boyunca, İngilizler Bağdat’ı işgal etmek, Türkler ise İngilizlerin işgalindeki Basra’yı geri almak amacıyla Dicle nehri boyunca birkaç kez ileri harekâta girişmişlerse de bir sonuç alamamışlardı. Ancak İngilizler bu sırada boş durmamışlar Arap aşiretlerine yönelik olarak yayımladıkları beyannamelerle onlar üzerinde etkili olmaya çalışmışlardır. Yayımlanan bildirilerde özet olarak İngilizlerin “Arapları Türk zulmünden kurtarmak” amacıyla bölgeye geldiği vurgulanmıştır. İngilizlerin Irak’ta otoritelerini güçlendirmeye yönelik çabalarının arttığı bir dönemde İstanbul’daki Alman büyükelçisi Wangenhaim ise Berlin’e gönderdiği 12 Şubat 1915 tarihli raporunda; “İngilizlerin Basra’dan çıkarılmasının önemi, Almanya için Mısır seferinden daha da mühimdir” derken Alman yöneticilerin dikkatini bu bölgeye çekmeye gayret etmiş; bu uyarı üzerine Yüzbaşı Klein başkanlığında 16 kişilik bir Alman özel müfrezesi İran’ın Karun bölgesinde İngiliz donanmasının petrol ihtiyacını karşılayan kuyuları etkisiz hale getirmek üzere görevlendirilmiştir.

12 Nisan 1915 tarihinde Fırat Havzası’ndan Basra’ya yöneltilecek kesin bir taarruzla Basra’nın ele geçirilmesini planlayan Süleyman Askeri Bey’in bu taarruzu, aşiret kuvvetlerinin kısa sürede dağılmasından dolayı başarısız olmuştur. Bu başarıdan yararlanmak isteyen İngilizler 14 Nisan 1915’de Türk savunma hatlarına doğru taarruza geçtiler. Üç gün süren muharebelerde Türkler çok kayıp verdikten sonra nehrin 120 km kadar kuzeyine Hamisi’ye çekilmişlerdir.

Süleyman Askeri Bey’in İntihar Etmesi

Şuayyibe Meydan Muharebesi’nde yenilgiye uğramanın büyük üzüntüsü içerisinde bunalım geçiren Süleyman Askeri Bey, 14 Nisan 1915 günü arabasında iken intihar etmiştir. Bu muharebede Türk Kuvvetleri 3000’den fazla kayıp vermiştir. Dicle Mürettep Tümeninin ve Kerha Grubunun planlanan taarruzları da çoğunluğu yerli halk ve aşiretlerden teşkil edilmiş birliklerin disiplinsizliği, eğitimsizliği ve planlanan şekilde hareket etmemeleri neticesinde başarısız olmuştur.

Aşiretler kim daha fazla para verirse onların yanında yer aldıklarından, kısa sürede fazla para verdiklerinden dolayı İngilizlerin safına geçtikleri görülmüştür. Nitekim aşiret kuvvetleriyle yerli halka aşırı güven duyan Süleyman Askeri Bey, bu güveninin bedelini kimilerine göre 3000, kimilerine göre de -abartılı bir rakam olan- 5000-16.000 asker ve aşiret mensubunun kaybı ve kendi canıyla ödemek zorunda kalmıştır. Süleyman Askeri Bey’in yerine geçici olarak Mehmet Fazıl Paşa getirilmiş, bir süre sonra da Irak ve Havalisi Komutanlığına Albay Nurettin Bey (Sakallı Nurettin Paşa) atanmıştır.

İngiliz istihbaratı, Şuayyibe muharebesinden sonra özellikle Şiilerin çoğunlukta oldukları bölgelerde Türklere karşı ayaklanmalar çıkartarak Irak’taki devlet otoritesini sarsmaya çalışmışlardır. Nitekim ilk ayaklanmalar Necef ve Kerbela’da gerçekleşmiştir. Şuayyibe muharebesi yenilgisinin yarattığı moral çöküntüsü yaşanırken, Necef halkı kaymakamlık binasına yürüyerek Türk idareci ve memurlarına baskı yaparak kasabadan çıkarmışlardır.

Kerbela’da da aynı şekilde halk kışkırtılarak devlet binalarına karşı yürüyüşe geçilmiş, memurlara tazyikte bulunularak şehirden uzaklaşmaları istenmiştir. İngilizler işgal hedefleri arasında bulunan yerlerin halkının inanç ve mezhep farklılıklarını da kullanarak psikolojik harbi daha sonraki muharebe harekatına destek verecek şekilde yönlendirerek Irak harekatında kesin sonuç almaya yönelik teşebbüslerin her türlüsüne başvurmakta idiler.

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 1

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 3

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 4

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 5

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi 6

Kutü’l Amare Kuşatmasından Önce Irak Cephesi Son

Site İçi Arama
Reklam
Reklam

Kut'ül Amare Asla Unutulmayacak! - www.kutulamare.gen.tr